"Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğabilir."

T.C. YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu
Esas:  2010/15-657
Karar: 2011/49
Karar Tarihi: 09.02.2011

MENFİ TESPİT DAVASI - DAVALININ ÇEKLERİN DAVACI ŞİRKET TARAFINDAN VERİLMEDİĞİNE İLİŞKİN BİR İTİRAZI OLMADIĞI - ÇEK ÜZERİNDE HAK SAHİBİ OLUNDUĞU - TARAFLARIN ARALARINDAKİ İLİŞKİ VE ÇEKLERİN VERİLİŞ NEDENİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ GEREĞİ

ÖZET: Davalı alacaklı şirketin çeklerin davacı şirket tarafından verilmediğine ilişkin bir itirazı olmadığı gibi, davacı şirketin bu davayı açmasına karşı husumet yönünden herhangi bir itirazı da bulunmamaktadır. Davacı şirket dava konusu iki adet çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitini istemiş, davalı şirket ise cevap dilekçesinde bildirdiği nedenlerle buna karşı çıkmış, davanın reddini istemiştir. Bu durumda tarafların iddia ve savunmalarına göre delilleri toplanarak aralarındaki ilişki ve çeklerin veriliş nedeni değerlendirilmek suretiyle uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, davacı şirket yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

(2004 S. K. m. 72) (YHGK. 23.06.2004 T. 2004/4-371 E. 2004/375 K.) (YHGK. 18.04.2007 T. 2007/5-233 E. 2007/221 K.) (YHGK. 04.03.2009 T. 2009/10-34 E. 2009/104 K.) (YHGK. 04.11.2009 T. 2009/2-402 E. 2009/484 K.) (YHGK. 03.02.2010 T. 2010/4-4 E. 2010/56 K.)

Dava: Taraflar arasındaki <menfi tespit> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın <aktif husumet yokluğu nedeniyle reddin> dair verilen 18.12.2009 gün ve 2009/415-665 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 06.04.2010 gün ve 2010/1479-1968 sayılı ilamı ile;

(...Dava, borçlu olmadığının tespiti istemiyle açılmış, mahkemece davacı yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı şirket vekili, dosyada bulunan 17.09.2009 tarihli davaya cevap dilekçesinde husumet itirazında bulunmamış, çeklerin illetten mücerret olup, nakit yerine geçen ödeme vasıtaları olduğunu savunmuştur.

Davanın açılmasından sonra 15.07.2009 tarihli karar ile davalı şirketin ihtiyatî haciz istemi kabul edilmiş, davaya konu teşkil eden 30.06.2009 tarih 3008666 numaralı çek yönünden ihtiyatî haciz kararı verilmiş, ihtiyatî haciz kararında borçlu olarak <Y… K… (G…. K….)> gösterilmiştir. Davalı vekili cevaba cevap dilekçesinde, ihtiyatî haciz kararı ve icra dosyasında borçlu isminin sehven yanlış yazıldığını, bunun farkedildiğini, yanlışlığın düzeltilmek istendiğini, ancak buna imkan verilmediğini, maddi hatanın düzeltileceğini bildirmiştir.

Dosyada bulunan 6 adet fatura davalı şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenmiştir. Ayrıca 24.11.2008 tarihli tahsilat makbuzlarında dava konusu olmayan çeklerin miktar ve numaraları belirtilmiş, bu belge davacı şirket tarafından davalı şirkete verilmiş çekleri içermekte olup, belgede davanın tarafı olan şirketlerin adları yazılıdır.

Davalı alacaklı şirketin çeklerin davacı şirket tarafından verilmediğine ilişkin bir itirazı olmadığı gibi, davacı şirketin bu davayı açmasına karşı husumet yönünden herhangi bir itirazı da bulunmamaktadır. Davacı şirket dava konusu 2 adet çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitini istemiş, davalı şirket ise cevap dilekçesinde bildirdiği nedenlerle buna karşı çıkmış, davanın reddini istemiştir.

Bu durumda tarafların iddia ve savunmalarına göre delilleri toplanarak aralarındaki ilişki ve çeklerin veriliş nedeni değerlendirilmek suretiyle uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, davacı şirket yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir....)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


Hukuk Genel Kurulu Kararı


Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Davacı G… K…, K…. R…… ve T….. İ….., G….. S… ve T… L… Ş'i vekili dava dilekçesinde; Taraflar arasında davacı şirkete ait işletmelere yapılan mobilya dekorasyon işleri nedeniyle cari hesap ilişkisi bulunduğunu, davalı şirketin yapmış olduğu işler karşılığı olarak altı adet fatura kesildiğini, bu faturaların karşılığı olarak 24.10.2008 tarihinde 7.000,00-TL nakit ödeme yapılıp, kalan borç içinde 24.11.2008 tarihinde 6 adet çekin verildiğini ve ödendiğini, ayrıca 24.11.2008 tarihinde dava konusu çeklerinde içinde bulunduğu toplam 30.000 TL bedelli 3 adet çekin verildiğini bunlardan ilk çekin ödendiğini, yapılan ödemeler, davalı şirketin kesmiş olduğu faturalar ve yapmış olduğu işler neticesinde bir alacağı kalmadığını, bu nedenle, davalı da bulunan davacı şirket tarafından keşide edilen İş Bankası M…. Ş… Ş…'nin 96382 hesabına ait 30.06.2009 tarihli 3008666 sayılı 10.000,00-TL bedelli çek ile 30.07.2009 tarihli 3008667 sayılı 10.000,00-TL bedelli çekin bedelsiz kaldığını, bu iki adet çek nedeniyle davalı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını iddia ederek ödemenin ihtiyati tedbiren durdurulmasını ve iki adet çek nedeniyle davacı şirketin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı K… M…. ve D…. T….. M…. P…. Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi vekili cevap dilekçesinde; çekin ödeme vasıtası olup, illetten mücerret olduğunu, ödemelerin yazılı delille kanıtlanması gerektiğini, defter kaydına dayanılamayacağını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece icra takibinin <Y….. K…. ( G…. K…. )> aleyhine yapıldığı, takibe konu çeklerin <G…. K…..> isimli keşideci tarafından keşide edildiği, G….. K…..'nin şahıs firması olduğu, davacının ise tüzel kişiliği haiz <G…. K…. K…. R…. ve T…. İşletmeleri. Gıda. San. Tic. Ltd. Şirketi> isimli şirket olduğu, dava dosyası, icra dosyası ve takibe konu çeklerdeki keşidecilerinin davayı açan şirketle bir ilgisinin bulunmadığı gerekçesi ile aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.

Davacının temyiz istemi üzerine yukarıda belirtilen gerekçe ile mahkeme kararı bozulmuştur.

Mahkemece <davaya konu her iki çekin keşidecisinin <G…. K….> olduğu, G….. K…..'nin şahıs firması olmayıp <G….. K….. K…. R…. T…. G…. İşletme ve Ltd. Şti> unvanlı tüzel kişiliği haiz şirket olduğu, icra takibinin <Y…. K….. (G….. K)> isimli kişi aleyhine yapıldığı, bu durumda icra takibine göre takip borçlusunun şahıs firması olduğu, tahsilat makbuzunda, faturalarda bozma kararında belirtildiği üzere çeklerin keşidecisinin ise <Y….. K…. (G…. K…..)> şahıs firması olmayıp tüzel kişiliği bulunan şirket olduğu, davanın da bu şirket tarafından açıldığı, takip borçlusunun şirket değil gerçek kişi olması nedeniyle, davanın bir an için kabul edildiğini düşünsek bile, bu durumda bu hükmün icra dosyası yönünden uygulanmasının mümkün olmayacağı, çünkü hakkında takip yapılan borçlu ile borçtan kurtulma davası açan davacının aynı kişi olmadıkları açıktır.> gerekçesi ile ilk hükümde direnilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: davacının aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usulü işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.

Taraf sıfatına gelince: Bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.

Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 1995, 7.baskı, s.231).

O halde, dava konusu şey üzerinde kim veya kimler hak sahibi ise, davayı da bu kişi veya kişilerin açması gerekir. Davayı açabilmek için gerekli sıfat, dava konusu şey üzerinde hak sahibi olan kişiye aittir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir(Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: a.g.e., s.231-232; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 1997, s.307).

Mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemez; dava, sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir.

Görüldüğü üzere, taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir.

Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 23.06.2004 gün ve 2004/4-371 E. 2004/375 K.; 18.04.2007 gün ve 2007/5-233 E., 2007/221 K.; 04.03.2009 gün ve 2009/10-34 E. 2009/104 K.; 04.11.2009 gün ve 2009/2-402 E., 2009/484 K.; 03.02.2010 gün ve 2010/4-4 E., 4 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Dava konusu olaya gelince: davacı ile davalı arasında ticari ilişki bulunduğu, davalının davacıya bir takım dekorasyon işleri yaptığı ve davacının ödeme evrakları verdiği, faturaların ve tahsilat makbuzlarının kesildiği ve davalı alacaklının yargılama sırasında husumet konusunda herhangi bir itirazda da bulunmadığı sabittir.

Davacı şirket davalı şirkete birtakım dekorasyon işleri yaptırmış ve bunun karşılığında 9 adet çek keşide etmiş ve bu çeklerden 7 adedini ödedikten sonra iki adet çek ile ilgili aleyhine herhangi bir icra takibi işlemi başlatılmadan eldeki menfi tespit davasını açmıştır.

Davalı şirket tarafından kesilen faturaların (5 adet) davacı şirket olan <G….. K…. K…. R….. T….. G….. İşletmesi Limitet Şirketi> adına kesildiği, üç adet tahsilat makbuzundan bir tanesinin <G... K...> adına, iki tahsilat makbuzunun davacı şirket olan <G... K... Kafe Restoran Turizm Ticaret Limitet Şirketi> adına düzenlendiği, yine davacı tarafından ibraz edilen üç adet tahsilat makbuzunda gösterilen 9 adet çekten dava konusu olan iki adet çek de dahil olmak üzere borçlu olarak <G... K...'nin yazıldığı, dava konusu iki adet çek hariç diğer çeklerin davacı şirket tarafından ödenmiş olduğu görülmektedir.

Dava konusu 3008666 sayılı çekin 30 Haziran 2009 tarihli davalı şirket lehine düzenlendiği 10.000 TL bedelli olup, keşidecisinin <G... K...> olduğu ve tek imzanın bulunduğu, 3008667 sayılı çekin ise 30 Temmuz 2009 tarihli olduğu, davalı şirket adına kesildiği, 10.000 TL bedelli olup keşidecisinin <G... K...> olduğu ve tek imzanın bulunduğu görülmektedir.

Dava dilekçesinin ekinde bulunan vekaletnameye göre ise <G... K... K… ve R… ve T…. İşletmesi Gıda Sanayi Ticaret Limitet Şirketi> adına münferiden imzaya yetkili olan kişinin <Y…. İ…. Y…..> olduğu anlaşılmaktadır.

Davalı alacaklı 3008666 sayılı çekin ödenmemesi üzerine eldeki davanın açılmasından sonra 14.7.2009 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatmış, borçlu olarak <Y…..K…. (G... K...) (2040 sokak No: 104, daire 225-226 Karşıyaka, İzmir)> gösterilmiş ve bu talep doğrultusunda icra emri düzenlenmiştir.

Davalı alacaklı şirket 15/07/2009 tarihinde İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinden ihtiyaten haciz kararı almış, bu karara istinaden <2040 sokak No: 104, daire 225-226 Karşıyaka, İzmir, M… Ş…. EGS park zemin kat G... K...> adresinde 17/07/2009 tarihinde ihtiyati haciz işlemi yapılmıştır. Haciz sırasında şirket yetkilisi olarak Yaman İnönü Yardımcı hazır bulunmuş ve <böyle bir borcum yoktur ancak söz konusu çek şirketimizin çekidir ben de şirket, yetkilisiyim, imza da bana aittir ancak, söz konusu çeke ilişkin İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009-415 esas sayılı dosyası ile menfi tespit davası açılmıştır> şeklinde beyanda bulunmuştur. İhtiyati haciz tutanağında işyerinin <G... K... K… R…. Turizm, işletme Gıda sanayi ve ticaret Limited şirketi> adına kayıtlı olduğu görülmüş, şirket yetkilisi söz alarak <ihtiyati hacze dayanarak teminatın iadesine muvafakat ediyorum icra tehdidi altında olduğum için şimdilik 1000 TL ödeme yapıyorum bu paranın da alacaklı tarafa ödenmesine muvafakat ediyorum> demiş ve ihtiyati haciz zabtını imzalamıştır.

Eldeki davanın karara çıkmasından sonra da İzmir 9. İcra Müdürlüğü 2010/453 esas sayılı dosyasında davalı alacaklı K…. M…. D… T… M… P… Sanayi Ticaret Limitet Şirketi menfi tespit davasına konu ikinci çek olan 30.07.2009 tarihli 10.000 TL bedelli çeke dayanarak davacı şirket <G... K... ve Kafe Restoran ve Turizm İşletmesi Gıda sanayi Ticaret Limitet Şirketi> aleyhine 25.01.2010 tarihinde kambiyo senetlerine da dayalı haciz yolu ile icra takibi başlatmıştır.

Davacı eldeki davayı hakkında herhangi bir icra takibi başlatılmadan önce açmıştır. Eldeki davadan sonra başlatılan icra takibi ve bu icra takibi kapsamında yapılan haciz işlemi sırasında davacı şirket yetkilisi olan şahıs dava konusu çeklerin şirketlerine ait çek olduğunu ifade etmiştir. Yine dava konusu çekler ile birlikte verilen 7 adet çek davacı şirket tarafından ödenmiş ve davalı şirket tarafından kesilen faturalar davacı şirket adına kesilmiştir. Bütün bunlar dikkate alındığında dava konusu çek üzerinde davacı şirketin hak sahibi olduğu açıktır. Yukarıda açıklandığı üzere davayı açabilmek için gerekli sıfat, dava konusu şey üzerinde hak sahibi olan kişiye ait olduğuna göre eldeki davayı da davacı şirketin açması gerekli olup davacı sıfatının bulunduğunu kabul etmek gereklidir.

Bu nedenle Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 09.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

Adres

Çınarlı Mahallesi, Ankara Caddesi, Mistral İzmir Ofis Kulesi, No:15, K:5, Ofis No: 51, KONAK - İZMİR

Tel / Fax / E-Posta

TEL: 0 (232) 461 15 60 / 0 (232) 461 50 53

FAX: 0 (232) 461 80 38

E-Posta: bilgi@san.av.tr

Harita